Advertisement

Anıl Aksaç Röportajı (Nice Yıllara Salsa)

Röportajı neredeyse 1 ay öncesine kadar tamamlamama rağmen özellikle bugünü bekledim. Çünkü bugün Anıl'ın 28. yaş günü. Tekrardan doğum günün kutlu olsun abi, daha nicelerine inşallah. Sizleri bu keyifli röportajla baş başa bırakıyorum.


1)Basketbola ilgisi nasıl başladı Anıl Aksaç’ın? Çocukluktan beri süregelen bir süreç mi bu?

İlkokul yıllarıma tekabül ediyor, o dönemde NETAŞ altyapısında oynayarak başladım.


2)Profesyonel olarak basketbol oynadığını biliyoruz. O süreçten de bahseder misin? Neden devam etmedin?

Evet NETAŞ’ta başlayıp uzun süre orada oynadıktan sonra F.Bahçe’ye transfer oldum. İşler çok da istediğim gibi gitmedi. Lisenin sonlarına doğru hayatı kuralına göre oynamam gerektiğini ve üniversite işine kanalize olmamın daha hayırlı olacağını düşündüm. Ve oraya yöneldim.


3)Basketbolla ilk tanışman nasıl oldu?

Basketbolla ilk tanışmam büyükbabamın bana daha okula başlamadığım dönemde aldığı kartpostallardır. NBA oyuncularının kartpostallarını odamın türlü yerlerine asmıştım.

4)Yıllardır şüphesiz TBL’yi takip ediyorsun. Sence neler değişti Türkiye Basketbolu’nda? Gerek kulüp gerekse milli takım bazında yeterli başarıyı yakalayabildiğimizi düşünüyor musun?

Kesinlikle çok şey değişti. Bir kere iyi-kötü olduğu tartışılabilir ama yayın konusu standarda oturdu. Markaların, kulüplerin basketbola olan ilgisi arttı. Haliyle bütçeler de arttı. Bir de teknolojinin gelişmesiyle birlikte Dünya’nın her yerindeki basketbolu takip edebiliyor olmak, tüm noktalarda, tüm kademelerde basketbolu geliştirdi. Sadece Türkiye için değil, tüm ülkeler için geçerli. Amerika da dahil. Onlar da Avrupa basketbolu sayesinde işin savunma kısmına da kafa patlatılması gerektiğini öğrendiler. En azından Dünya Şampiyonaları’nda.

5)Seyretmekten keyif aldığın basketbolcular kimdi?

28 yaşına geldim, düşününce en üst noktaya koyabileceğim ve hala canım sıkıldıkça kişisel idman videolarını, maçlarını izlediğim kişi olarak Michael Jordan’ı gösterebilirim. Onu izleme şansına eriştiğim için şanslıyım.


6)Unutamadığın olay, enstantane, mutluluk verici bir durum var mı basketbolla ilgili?

Geçmiş zamanla ilgili Efes Pilsen’in o Koraç yıllarındaki maçlarına girmek için arkadaşlarımızla Abdi İpekçi yollarını aşındırmalarımızı ve o tarifsiz keyfi gösterebilirim. Son dönem için ise elbette Sırbistan maçındaki Kerem Tunçeri turnikesi. Yıkıldık tüm salon.

7)TBL ile diğer Avrupa liglerini nasıl kıyaslarsın? Artık Allen Iverson’ın gelmesiyle tüm dünyanın ilgisini çekti ligimiz ve Türkiye.

Diğer Avrupa liglerinden bir tek İspanya’yı üst noktaya koyabilirim kendi adıma. Diğer ülkelerde bizim ligden daha kaliteli basketbol oynandığını düşünmüyorum. Atıyorum Yunanistan’da Olympiakos ve Panathinaikos bizden üst seviyede ancak ligin genel ortalamasına baktığınızda biz İspanya haricindekilerden daha iyi noktadayız bana göre.

8) Allen Iverson’ın transferinin olumlu/ olumsuz ne gibi sonuçları oldu / olabilir?
Şu ana kadar olumlu olarak sadece saha dışı detayları gösterebiliriz. Zira saha içinde henüz bir şey yapmadı. Bu transferin ne derece büyük bir olay olduğunu sınayacak kadar aptal değilim. Ama bu transferin ne kadar mantık dahilinde olduğunu sınarım. Sınadım da zaten. Yıllardır takımı parasız pulsuz oynatan koça, para almadan geçinen oyunculara dolaylı da olsa bir saygısızlık var ortada. Zaten görüyorsunuz işte, yıllardır ortalıkta görünmeyen yöneticiler döküldüler birer birer ortaya. Şampiyon olacağız diyorlar. Tek bir adamla mı?

9) TBL’ye baktığımızda kalitenin yüksek olduğunu düşünüyorum ben. Özellikle Olin Edirne, Pınar Karşıyaka ve Banvit gibi üç nadide Anadolu kulübünün oynadığı basketbol çok mutlu ediyor beni. Senin düşüncelerin nelerdir?

Kesinlikle öyle. Zaten bu yıl özellikle Edirne ve Trabzon’un da 1. Lige yükselmeleriyle 2 şehre daha basketbol zehrini enjekte ettik. Edirne’de Bandırma’nın ilk zamanlarını görüyorum ben. Güzel bir planlama ile Banvit’in izinden gidebilirler. Banvit kadar yüksek bütçelere çıkamazlar belki ama en azından plan/program/üslup parametrelerinde onları yakalayabilirler. Yakalasınlar da zaten. Karşıyaka için ekstradan konuşmaya gerek yok. Orası Türkiye’nin basketbol anlamında üst seviye noktalarından biri. Basketbolla yatıp kalkma konusunda çoğu yeri 5’le çarparlar.

10) Cevaplaması çok erken bir soru olacak ama şampiyonluk için favorin hangi takım?

F.Bahçe Ülker. Finalin diğer tarafı için ise G.Saray Cafe Crown’u hiç de uzak ihtimal olarak görmüyorum. Finalin FB-GS derbisi olması hiç de fena olmaz hani.

1
1) Peki TB2L yolcusu kimler olur?


Mersin BŞB şu ana kadar ligin en karışık, ne olacağı bilinmez haldeki takımı. İlk 10 haftalık sürece baktığınızda çok kritik yenilgiler aldıklarını ve zor durumda olduklarını görüyoruz. Keza iki Bursa takımı da iyi başlayamadılar lige. Tofaş Bursa derbisini kazanarak rahat nefes aldı ama sezon sonunda Bursa takımlarının sayısı 1’e düşerse de pek şaşırmam.

12) TB2L demişken; bence genç ve keşfedilmemiş oldukça oyuncu var ve ben yeteri kadar takip edilmediğini düşünüyorum bu oyuncuların. Katılıyor musun?

TB2L, TBL’ye göre çok farklı bir lig. Oranın kendine göre ilginç dinamikleri var. TBL’den çok daha sert bir lig bir kere. Eskiden 2. Ligde oynamak çok da önemli bir detay olarak görülmüyordu ama şimdi birçok 1. Lig tecrübeli oyuncuyu da orada izleyebiliyoruz. Gençlerle tecrübelilerin ilginç bir karması var orada. İzlemek gerekir. Ben fırsat buldukça bakıyorum.

13) Avrupa’daki temsilcilerimiz neler yapar? Fenerbahçe Ülker özellikle Euroleague’de çok iyi gidiyor.

Efes Pilsen’den yana çok umutlu değilim açıkçası, ne yalan söyleyeyim. Bu yılki kimyaları pek de sağlıklı değil. F.Bahçe Ülker ise Tanjevic’li yıllarına inat çok daha dengeli bir takım görünümünde. Gerçi son dönemde onlarda da bir form düşüklüğü var ama yine de bu yıl Euroleague’in tatlı sürprizlerinden biri olmaya adaylar.

14) Türkiye’de her türlü kirli iş dönüyor ve maalesef basketbolda da var. Neyi yanlış yapıyoruz da kirliliği önleyemiyoruz?

Çok derin soru. Hiç girmeyelim. Sadece bazen uzaktan izlediğim dönemlerdeki Türkiye Basketbolu’nu özlüyorum. O zaman da temiz değildi mutlaka ama ben farkında değildim en azından.


15) Senelerdir alt yapıdan iyi adam çıkartamıyoruz. Örneğin pivot sıkıntımız fazla. Türkiye’de alt yapıya yeteri kadar önem verildiğini düşünüyor musun? Kulüplerimiz yabancılara –özellikle ABD’lilere- fazla değer veriyorlar bu yüzden genç oyuncular çürüyor kenarda.

Altyapı konusunda alkışlanacak çalışmalar içinde olan kulüpler de var, altyapıyla hiç işi olmayıp sadece üstyapıdaki günlük galibiyet başarılarıyla avunan kulüpler de var. Hangi örneğe hangi takımların uyduğunu herkes biliyor. Bu bağlamda bir genelleme yapmak yanlış olur. Ancak çok sağlıklı bir altyapı sistemimiz olduğunu söyleyemeyeceğim. Çok hatır gönül işleri dönüyor oralarda da. Altyapı Milli Takımlarındaki pozisyonlarını kullanıp gençleri kendi takımlarına alma konusunda türlü gözdağları/vaatleri veren insanlar tanıyorum. Bu noktada sağlıklı bir yapıdan söz etmek çok da kolay değil açıkçası. Bir ara uzun oyuncu yetiştiremiyorduk ama şimdi elini sallasan uzun oyuncu. Asıl sıkıntı oyun kurucuda. Son 30 yıla baktığında 5 tane iyi guard sayabiliyor musun? Zor.

16) Son olarak SalsaBasket projesi nasıl hayata geçirildi? Özgün üslubunla ve haberlerinle basketbol camiasından bir çok kişinin gözbebeği olmuş durumda siten. Şuan ekibi genişlettin ve farklı görüşlere de yer veriyor böylece site. Zevkli olduğunu biliyorum bu işin. Senin için neler ifade ediyor?

Salsabasket projesi tamamen anlık bir gelişme idi. Hatta şu anda bu tarz bir site yapacağımı bilsem isim için bile günlere düşünürdüm. Hangi ismi seçsem marka olma yolunda daha avantajlı olurum falan diye kasardım. Forumlarda salsa nickiyle yazarken Ali Emre Dedeoğlu ile paslaştım ve 6. Adam dergisinde yazmaya başladım. 7-8 sayı sonra dergi kapandı. O dönemde blog olayı daha yeni yeni yayılıyordu ve bir tane de ben açayım dedim. Adını ufak bir düşünme hatta hiç düşünmeden Salsabasket olarak koydum. Maksat kendi düşüncelerimi yazayım, maç yazılarımı, fikirlerimi derli toplu bir yerde tutayım falandı. Reklam yapmadım, bir şey yapmadım, tamamen kulaktan yayıla yayıla sitenin takipçi kitlesi büyüdü. İlk aylarda günde 100 kişi okuduğunda, oha kim giriyor da merak ediyor ne yazdığımı diye düşünüyordum. Şimdi günde 10.000 kişi ziyaret ediyor. En güzel tarafı da basketbol camiasının neredeyse tamamının takip ediyor oluşu. Bu site sayesinde çocukluğumun kahramanlarıyla, ağzım açık izlediğim insanlarla, takdir ettiğim büyüklerimle tanışma fırsatı yakaladım. Her şeyden öte sıfırdan bunu başarmış olmaktır benim en büyük keyif nedenim.

Ekip olayına gelecek olursak, okuyucu kitlesi genişledikçe bizden beklenen aktiflik ve güncellenme süresi konusunda da beklentiler arttı. Buna tek başıma yetişmem imkansızdı. Sonuçta geçimini buradan değil, özel bir şirkette mühendislik yaparak sağlayan birinden bahsediyoruz. Bir de üstüne evlilik hazırlıkları gelince, tamam dedim site çökecek. İşte tam o sırada dejavu yani Çağla Torun el verdi siteye. Sitenin ben kadar, benden daha fazla sahibi oldu. Elim, kolum, her şeyim oldu. Allah’a onla çalışma fırsatını bana bahşettiği için şükrediyorum. Mükemmel bir iş ahlakı var, artı olarak kendimi görüyorum onda. Bazen onun yazılarını okurken, ulan ben ne zaman yazdım bu yazıyı diyorum.


Çağlar Torun sonrasında ekibi biraz daha genişlettik. Arada alternatif isimler üzerinde durduk. Bazıları bizi hayal kırıklığına uğrattı, bazıları beklediğimizden iyi randıman verdi. Şu anda Amerika-Türkiye hattını kafasına estikçe yazan Cem Pekdoğru ve TB2L analizlerini yapan Mustafa Hatipoğlu, siteye dışarıdan destek veriyorlar. Sağ olsunlar, var olsunlar. Cem’e gel sitede yaz dediğimde zaten onu sıkboğaz etmeyecek şekilde, canın ne zaman isterse o zaman yazacaksın müjdesini verdim. Ve müthiş yazılar çıkartıyor. Keza Mustafa Hatipoğlu da TB2L’nin nabzını kararında tutuyor.

Ekibin bu iki dış yazarı dışında 3. Adamı Buğra Bayazit. Muazzam bir zamanda muazzam bir katkı verdi ve sitenin olmazsa olmazlarından biri oldu. Genç arkadaşımız Alperen Kaplan ise şimdilik bazı saha dışı nedenlerden dolayı kafasını tam olarak siteye veremedi.

Duruma göre ekibe yeni arkadaşları da aramıza alabiliriz. Sonuçta sadece yorum kısmıyla değil, sitede aktif olarak yazma ihtimalinin de varlığıyla bu site hepimizin sitesi. Destek istediğimizde destek olacak birçok insanın var olduğunu bilmek müthiş bir şey. Salsabasket belki Türrkiye’nin en çok hit alan basketbol sitesi değil ama Türkiye’de basketbol gündemini belirleyen bir numaralı site. Burada herkesle hemfikirim.

Anıl Aksaç Röportajı (Nice Yıllara Salsa) Anıl Aksaç Röportajı (Nice Yıllara Salsa) Reviewed by Adsız on 14:43 Rating: 5

Hiç yorum yok:

Soru-Cevap-Bilgi

Blogger tarafından desteklenmektedir.